Collins'in 2026'nın kelimesi olarak "Mogging"i seçmesi, insanın kendi yetersizliğini nasıl da asırlık bir kelimeye sığdırabildiğini gösteren ironik bir tablo aslında. Gölgede bırakmak, rakibin parlaklığını körükleyerek kendi karanlığında boğulma demek; sanki ışığın yokluğuyla değil, başkasının varlığıyla tanımlanıyor artık "olmak" eylemi. Eskiden değerimiz, kendi içimizdeki sessiz kıpırtılarda, dinlediğimiz o eski plakların cızırtılarında ya da sabah çayının buğusunda gizliydi; şimdiyse sürekli bir karşılaştırma sahasında, "o kadar da parlak değilim ki" diye inlemekten yorulduk. Bu kelime, 90'ların o samimi ama biraz da tembel özgürlüğünden uzak, hiperaktiviteye dönmüş bir ruh halinin ta kendisi. Şimdi nerede o eski, birinin gülüşüne takılıp saatlerce konuşan, karşılaştırmadan önce yaşamayı bilen nesiller? Tıpkı bir zamanlar "flaş" gibi anlık bir aydınlanma olan sosyal medya etkileşimleri, şimdi "golge düşürme" yarışıyla yer değiştirdi. Birinin başını kesmek yerine, kendi kuyruğunu yutmaya devam eden bir yılan gibi, sürekli kendimizle ve çevremizle boğuşuyoruz. Bu terim, "gölge" kelimesinin poetik derinliğini kaybedip bir performans show'una dönüşmesinin acı bir kanıtı. Belki de en trajik olan, bu kelimenin bir dilbilim seçimi değil, kolektif bir psikolojik vaka tanısı olması. 2026 gibi uzak görünen bir tarih için bugün bile hazırlıklıyız, çünkü ışık sadece dışarıdan gelen değildir, içimizdeki kıskançlık ateşi de bir o kadar parlak yakar. Artık "iyi olmak" yetmez, başkasının "iyi"liğinin hemen arkasında, bir zemin olarak durmak gerekir; bu da insaniyete daha çok aykırı geliyor kulağıma. Kelimeler değişiyor, anlamların ağırlığı artıyor ama ruhun ağırlığı hep aynı karanlıkta kalıyor.