üzerinde konuşulan sorun, konu.


belli bir konuda savında, söylediğinde, ileri sürdüğünde haklı çıkacak olana bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma.
değirmene akan suyu, gerektiğinde bir başka yöne akıtmak amacıyla yapılmış düzenek.

bir barajın fazla suyunu boşaltmak için yapılmış düzenek.
görsel



Natasha: Ben bilime ve gerçeklere inanan bir kızım. Kadere, alın yazısına, hele asla gerçekleşmeyecek hayallere inanan biri değilim. Kalabalık bir New York sokağında tatlı bir çocukla tanışıp ona âşık olacak bir kız hiç değilim. Ailemin Jamaika’ya sınır dışı edilmesine on iki saat kalmışken hem de. Ona âşık olmak hiç de bana göre değil.

Daniel: Ben her zaman iyi oğul, iyi öğrenci oldum. Ailemin beklentilerini karşılamaya çalıştım. Asla bir şair ya da hayalci olamadım. Ama onu gördüğümde tüm bunları unuttum. Natasha beni kaderin olağanüstü planları olduğuna inandırıyor, ikimiz için de. Evren: Yaşadığımız her şey bizi tam da bu ana getirdi. Önümüzde milyonlarca gelecek var. Acaba hangisi gerçekleşecek?
görsel


Annelik sadece ihtiyaçları karşılayan doğal bir mekanizma mı yoksa zor zanaat mı? Bu sorunun cevabı, bilimin ve bilimsel araştırma ve deneylerin sayısının belirgin düzeyde arttığı 20. yüzyıl başlarında Harry F. Harlow tarafından arandı. Etik bakımdan büyük tartışmalara yol açan deneyin sonuçları ise son derece şaşırtıcıydı.

Anne kavramını incelerken çocuk kavramından bağımsız hareket etmek, anneyi sadece görevini yerine getiren bir canlı olarak tanımlamak mümkün değildir. Tarih boyunca annelik kavramına atfedilen birçok görüşün temelinde ihtiyaçları karşılayan kişi tanımı karşımıza çıkmaktadır. Ancak anne-bebek ilişkisi zamanla ihtiyaçları karşılamanın ötesinde bir boyuta bürünmektedir. Dolayısıyla da ihtiyaçları karşılayan kişi tanımı yetersiz kalmaktadır. Gelişim psikologları da uzunca bir dönem annebebek ilişkisini; bebeğin temel ihtiyaçlarını karşılayan kişiye geliştirdiği bağlılık olarak ele almışlardır. Aynı şekilde psikanalitik kuramın “Çocuklar anneleriyle, açlık güdüsünü giderdikleri için bağlılık kurar” görüşünün de birçok gözlem ve araştırma sonucunda yetersiz kaldığı ispatlanmıştır.

Harry Frederick Harlow, 1905 yılında ABD’nin Iowa eyaletinde doğmuş bir psikologdur. Özellikle sosyal ve bilişsel gelişimde arkadaşlık ve çocukların bakımının önemini ortaya koymasıyla ünlüdür. Özellikle anne yoksunluğu-sosyal izolasyon üzerine yapmış olduğu ve etik tartışmalara gebe birçok deneyle tanınmaktadır. Bu deneylerden birinde de Harlow, öğrencileriyle birlikte rhesus maymunları üzerinde ‘sahte anne’ deneyini gerçekleştirmiştir. Ancak bu deney sonuçlarına rağmen bilim çevrelerince, hayvan koruma dernekleri ve üniversiteler tarafından son derece etik dışı bulunmuş ve Harlow ağır bir şekilde eleştirilmiştir.

Deney başlıyor

Kurulan deney düzeneğinde, doğumdan hemen sonra annelerinden ayrılan yavru maymunlar için iki farklı şekilde dizayn edilmiş figürler bulunmaktadır. Birinci figür havluyla kaplı ve yumuşak bir tasarıma sahipken, ikici figür tamamen demirden oluşan, sert fakat yavru maymunların süt içebildikleri, yani karınlarını doyurabildikleri bir figürdür. Deneyin başlaması ile birlikte maymunlar acıktıkları zaman, süt içmek amacıyla demir düzeneğin yanına giderken, diğer bütün zamanlarını yumuşak düzenek üzerinde geçirdikleri görülmüştür. Biyolojik annelerinden ayrılan maymunlar yapay olarak oluşturulan sıcak anne ve soğuk anne arasında seçime zorlanmış ve yavru maymunlar tercihlerini beklenenin aksine yumuşak peluşla kaplı düzenekten yana kullanmışlar, sadece süt içmek amacıyla demir düzeneği kullanmışlardır.
görsel

“Utanç Bitti” ve “Gündelik Mutluluğa Alışma” adlı kitapları ile tanıdığımız Anja Meulenbelt'in bir başka kitabı; “Hayranlık”. Meulenbelt bu kitapta yazarlık hayatında giderek daha başarılı olan bir kadının, aşk hayatındaki 'sıkıntılar'ını anlatıyor. Kitapları yeni basımlar yapan, yabancı dillere çevrilen, medyada sık sık görülen, sosyalist / feminist çevrelerde çok tanınan ve iki kadına birden aşık olan ünlü bir yazardır bu. Değişik kentlerde verdiği konferanslara, imza günlerine katılan kadınlarla yaşadığı çoğalmanın ardından gelen gecelerde, otel odalarında ve yolculuklarda yalnızdır... Yazarlığından kalan zamanlarda aşık olduğu kadınlarla balık lokantalarına şarap içerek bakışmalarına, sakınmasız bir biçimde sevişmelerine, beraber televizyon seyretmelerine rağmen 'koşulsuz sevgiyi ve onayı' yaşayamadığı için yalnızdır...
bir kadının kendini olduğundan daha üst sınıf bir erkeğe layık görmesi sonucunda elde ettiği bir ilişkiden sonra kendisini hep o üst sınıfta görmesi nedeniyle gerekirse dul kalmayı göze alması.
Görünürde sağlıklı olan bir bebeğin 1 yaş öncesi hiçbir ön belirti göstermeden ve başka tıbbi nedenlerle açıklanamayacak bir biçimde uyku sırasında beklenmedik bir biçimde ölmesi “Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS)” (Sudden Infant Death Syndrome, SIDS) olarak tanımlanır. ABÖS bir hastalık değildir; daha ziyade bebeğin ölüm nedeni araştırılırken otopsi sırasında konulan bir teşhistir.
Bundan 105 yıl önce Selanik'te yapılmıştır. Vatanı Türkiye'dir. O zamanlar Bulgaristan da bir Türk eyaleti idi ve Balkanlarda büyük çapta koyunculuk yapıldığı için o ölçüde de peynir yapılırdı.
Kaşar peyniri Selanik'te bir tesadüf eseri olarak Raşel isminde bir Yahudi kızı tarafından bulunmuştur. Babası büyük bir beyaz peynir yapıcısı olan Raşel, bir gün beyaz peynir için hazırlanan büyükçe bir
teleme kitlesini kaza ile içinde kaynar su bulunan kazana düşürmüş ve
bunu çıkarıncaya kadar teleme kitlesi erircesine yumuşamıştır. Raşel, telâşla bu haşlanmış teleme kitlesini tesadüfen tezgâh üzerinde bulunan bir yoğurt karavanasına koyup sıkıca
bastırarak içinde hava kalmayacak şekilde kalıplamış ve üzerini örterek "ihtimar"a, öz Türkçe
deyimle bir nevi "ekşiyip olgunlaşmaya" bırakmıştır.Raşel, böylece beyaz peynirden daha lezzetli ve
boyasız, tabii bir şekilde sarı renkli bir peynir elde edince durumu babasına bildirmiş ve başına gelenleri anlatmıştır. Babası da, elde edilen bu yeni peynir çeşidini pek beğenmiş ve bir parçasını alıp hahama götürmüştür.Musevî dininde yenilip içilecek maddelerin haham tarafından muayenesi ve onun yenmeye veya içilmeye elverişli olup olmadığı kararını vermesi gerekir. Yenilip içilmeye elverişli ise
"Kaşar", değil ise "Turfa" hükmü verilir. Bugün bile Musevî dükkân ve kasaplarında satılan yiyecek maddelerinde bilhassa tavuk ve etlerde haham tarafından vurulmuş Kaşar damgası vardır.
Mutaassıp Museviler bu damgayı görmedikçe tavuk ve et yemezler.Selanik'teki Yahudi peynircinin kızı
Raşel'in bulduğu lezzetli ve sarı renkli yeni peyniri görüp tadan haham da pek beğendiği bu yeni peynire "Kaşar" yani yenilebilir, demiş ve böylece bu yeni peynirin adı da kaşar olarak kalmıştır.
Bu peynire kaşkaval ismi de verilir. Bu ismin de kökü yine Selanik'tir. O tarihlerde Selanik, Türkiye'nin
en geniş dış ticareti olan en büyük bir limanı idi. Orada İtalyan peynirleri de satılmakta, bilhassa Caccio-Cavallo peyniri pek beğenilirmiş. Bu yeni peynirde Caccio-Ca-valloya benzediği için ona da
Caccio-Cavallo "Kaçyo Kavallo" dan değiştirilmiş olarak "Kaşkaval" demişlerdir. Bu isim Balkanlarda
yayılmış, fakat pek çok Yahudinin bulunduğu memleketimizde kaşar ismi tutulmuştur. Yeni peynire haham tarafından kaşar hükmü verilince baba-kız ertesi yıl piyasaya 750 okka, yani bir tona yakın kaşar peyniri çıkararak bu yeni peyniri yaymaya başlamışlardır. Bugün memleketimizde Edirne, Kırklareli, Keşan, Bursa, Uludağ, Afyon ve Kars'ta bol miktarda kaşar peyniri yapılmaktadır
bir kimsenin ödemeye ya da yapmaya borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzalayıp ilgiliye verdiği belge.

hukuksal bir işlemi saptayan resmi belge.
Ders Nine GmbH, Ocak 2008'den bu yana çeşitli dillerde kullanılabilen bir Alman abonelik tabanlı dil öğrenme uygulaması ve e-öğrenme platformudur
Bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek anlamında hasıraltı etmek deyiminde geçer
cnn türk program yorumcusu, 15 temmuz 2016’da cumhurbaşkanı’nın facetime aracılığıyla bir çok kanalda ortak yayınla türkiye’ye seslenmesini sağlamıştır.
15 temmuz gecesinin seyrini değiştirip milyonlarca insanın sokağa inmesini sağlamış ve başarıda büyük rol oynamıştır.
Cumhurbaşkanına bağlandığı telefonu Suudi iş adamı tarafından "Türkiye'nin özgürlük telefonu" olarak adlandırılmış ve 1 milyon riyal teklif etmiştir
civciv çıkarmak üzere yumurta üzerine yatmış ya da yatmak üzere kızmış durumda olan ya da yeni civciv çıkarmış bulunan dişi kuş ya da dişi kümes hayvanı, gurk.

her tür kuşun, civciv çıkarmak üzere yumurtaları üstüne yatması gereken süre.
Rıfat Araz kimdir Anne ve baba tarafından Kafkas Türklerinden olan Araz, 27 Ocak 1949’da Van/ Erciş’te doğdu. İlkokulu Iğdır’da, liseyi Kars ve Ağrı’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. (1976) Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamlayarak Halk Edebiyatı Uzmanı oldu (1992) Yüksek öğrenim öncesi Iğdır, Manisa ve Erzurum’da ilkokul öğretmeni ve idareci olarak çalıştı (1968-72); daha sonra Elazığ liseleri ve Elazığ Eğitim Enstitüsü’nde, Ankara Çubuk Lisesi, Hasanoğlan Öğretmen Lisesinde okul müdürlükleri görevinde bulundu (1976-1988). Halen Ankara’da ikâmet etmekte ve MEB’da Bakanlık Başmüfettiş olarak görev yapmaktadır.Yazı ve şiirleri Erdem, Bilge ve Bizim Külliye dergileri başta olmak üzere Türk Edebiyatı, (Töre), (Divan), Berceste, Yüz Akı, Türk Dili, Çınar, Anadolu Çınar, Azerbaycan, Yağmur, Somuncu Baba, Altınoluk, Sızıntı, Kümbet, Hazan, Yeni Güneysu, İslamî Edebiyat, Simav, Bizim Ece, Karınca, Maki, Kervan, Hedef, Millî Eğitim, vd dergiler ile Gündüz ve Kurultay gazeteleri ile muhtelif antolojide yer aldı.İlk şiiri, 1976 yılında Türk Edebiyatı yayımlandı. Çınar Kültür ve Sanat Dergisince “Osmanlının 700. Kuruluş Yıldönümü” münasebetiyle düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında “Yeşeren Dallar” adlı şiiriyle üçüncülük ödülüne; 2000 Yılında İLESAM, Atatürk Kültür Merkezi ve ailesi tarafından Şair Nüzhet ERMAN anısına düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında “ Ağrı Dağına Sesleniş” adlı şiiriyle birincilik ödülüne; 2002 Yılında Isparta Göller Bölesi Şairler Derneğince açılan Türkiye genelindeki “serbest konulu” şiir yarışmasında “Kan Ağlayan Gül” şiiriyle birincilik ödülüne; 2003 Yılında Kütahya / Simav Anadolu Dergisince açılan Türkiye genelindeki şiir yarışmasında “Bursa’ya Sesleniş” adlı şiiriyle birincilik ödülüne; Kayseri’de yayınlanan Berceste Dergisince, Türkiye genelinde 2005 yılında açılan “Na’t konulu şiir yarışmasında, “Na’t” başlıklı şiiriyle birincilik ödülüne; 2008 yılında İstanbul Kubader Vakfı tarafından Türkiye genelinde düzenlenen “Peygamberimize Adanmış Şiirler” yarışmasında “Seni Andım Efendim” adlı şiiriyle birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye’nin muhtelif illerinde düzenlenmekte olan “Şiir Akşamları”na ayrıca, her yıl Elazığ’da Uluslararası seviyede yürütülen ve XI.’si Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen “Hazar Şiir Akşamları”na Türkiye’den şâir olarak katıldı.“R. Araz, hecenin bütün kurallarını ve kalıplarını bilen bir edebiyat öğretmeni, bunun yüksek eğitimini almış edebiyat doktorudur. Vezne hakimiyeti, âhenkteki başarısı buradan gelmektedir. Yer yer didaktizmin hissedildiği mısraları görmezden gelerek kendi ikliminde hür kanat çırpışını, his ve hayalini fikir kazanında kaynatışını dikkate alarak denilebilir ki: Şiir, örtülenmiş ifade, söylenmişi söylenmemişe taşıyan söyleyiştir.” (Prof.Dr. Sadık Tural)“Bu şiirler için, Yediyüzyıl sonra, “ Yûnus Bahçesinde Açan Gül “bile diyebilirim. Sonsuzluğa Adanan Ömür’de, Siyasetten, İdeolojiden, günlük dedikodulardan uzak dingin bir inanmış rûhun insanın rûhuna inşirah veren seslenişleri yer almakta. Bu şiirler insanı mâsivâdan mâverâya doğru huzur dolu, güven dolu, mutluluk dolu, uzun bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu şiirler Çağdaş Türk Edebiyatının Tasavvuf Şiirleridir. Yeni bir dinî ve Tasavvufî hassasiyetin güzel verimleridir. Çağdaşımız olan bir Yûnus Emre’nin şiirleridir. Bu çağın Yûnus’unun ne kadar çok ilim, kültür ve hüner bilmesi, edinmesi gerekiyorsa Rıfat ARAZ’da bunların hepsi hakkıyla bulunmaktadır. Bu bakımdan bu şiirler, tıpkı Yûnus’unkilerde olduğu gibi hem halk, hem de aydınlar tarafından sevilerek okunacak kırattadır. Böylece bugünkü Türk Şiirinin handikaplarından da kendisini kurtarmış görünmektedir.”(Bekir Oğuzbaşaran)“Araz’ın bütün şiirleri dinî tasavvufî muhtevalıdır. Bir şairin kendini sınırlı bir konuda yoğunlaştırmasının, şairlik açısından hem olumlu hem de olumsuz yönleri olabilmektedir. Olumlu yönü, üzerinde çok durduğu konuda okuya okuya, yaza yaza profesyonelleşmesidir. Olumsuz yönü ise tekrara düşmek… Araz’da bu iki durumla da karşılaşmak mümkündür.Araz’ın şiirinde her şey olduğu gibi söylenmiyor. Eski şiirimizin mazmunu ile modern şiirin sembolü diyebileceğimiz unsurlar devreye giriyor. Şiir de zaten bu şekilde, örtülü olduğu zaman bir estetik değer kazanıyor…” (Vedat ALİ TOK)“Rıfat Araz, şiiri ilahî bir menzile ulaşma çabası olarak görür. Bu menzile ulaşmak için çıktığı yolculukta yalnızdır şâir, yedeğinde sadece şiiri vardır. Bu nedenle şiirlerindeki kararlı çıkış, sığ sulardan çıkış değildir. O mısralarını derinlerden süzerek, karmaşık olanı imbikten geçirerek bize yerli yerinde bir duruş ile sunar…”( Ömer KAZAZOĞLU)“Rıfat Araz’ın Şiiri, kendi şiiridir. Kendisini çeşitli yayın organlarında okumuş ve kendi duygularıma yakın bulmuştum. Onu, Nât yarışmasındaki şiiriyle daha bir sevdim. Çünkü taklidi yoktu. Bu yarışmaya, kendi duygu harmanındaki mahsulü toplayıp göndermişti… Yedi jüri üyesi de ona birincilik vermişti. Bu, bir şair için az bir başarı değildir. Bazen şiirini iki defa okurum, bu onun şiirinden aldığım hazzın işaretidir. Rıfat Araz, aslında böyle takdim ve tanıtma yazılarına ihtiyaç duyacak bir şair değildir. Onun, şiiriyle ayakta duracağına ve yarınımızın gönül coğrafyasında yerini alacağına inanıyorum…”( Muhsin İlyas SUBAŞI)“Rıfat Araz’ın şiirlerini okurken insan, sanki yıllardır suya hasret kalmış toprağın coşkusunu yaşıyor. Çoğu insanın diline peleseng ettiği “şiir iklimi” ibaresi olsa olsa işte budur diye düşünüyorum. Bu özelliğiyle Rıfat Araz’ın edebiyatımızda hak ettiği yeri alacağına da şüphem yoktur.” (Doç. Dr. Doğan KAYA)“Rıfat Araz inançlı, gelecek için baktığı nokta veya noktaların netliğiyle ilgilenen bir imza. Bu netlikleri görebilen bir şair…”(Prof.Dr. Dr. İsa KAYACAN)“…Şiirlerini okurken “İlahi Aşk” ateşinin bir ruhu nasıl tutuşturduğuna ve o ruhun vecd halindeki söyleyişine tanıklık ederiz. Araz’ın şiiri, Allah’ı tanımanın, bilmenin ve o varlığın önünde secde etmenin şiiridir. Bu coşkunluk ve aşkla söylediği şiirinde, kâinatın her zerresinde Yaratıcı’ nın isimlerini okur, O’nun nurunun akislerini görür.Araz, şiirinde biçime de oldukça önem vermektedir. Özellikle hece ölçüsünü, ahenk unsurlarını kullanmadaki ustalığı gözden kaçmayacak kadar incelikle ortaya konmuştur. (Taner NAMLI)“ARAZ’ın şiiri dinî-tasavvufî motifler taşıyor. Onların çoğu bir na’t, bir münâcât lezzetinde… Okudukça tad aldık, okudukça arşa kanatlandık. Araz, sonsuzluğu şiirlerinde âdeta bir mazmun olarak kullanmış. Her şeyin bir sonu varken o bize sonsuz olanı, ebedî olanı sezdirmeye çalışmış. Her dem var, her dem diri olanı; bakî olanı yani… hem de öyle-böyle yarım ağızla değil; gönülden bir sevgiyle, sevdayla, aşkla!.” .(R.Mithat YILMAZ)“Günümüzün madde iklimine mânâ cemreleriyle düşen, karanlık odalara ve kilitli kapılara ilahî nuru müjdeleyen, Allah’tan gelen ilhâmı ilim potasında eritip yaratandan ötürü sevdiği insanların gönüllerine arz eden Rıfat Araz’ın şiirini okumak, bir nevî dünyâ kafesinin tellerini aralayarak mânevîyâta ulaşmaktır.” (Senem GEZEROĞLU)Rıfat ARAZ, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ile Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesidir.ESERLERİ:Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ANKARA 1995;Umut İkliminde (Şiirler),TÜRDAV.A.Ş; P.K.882.Sirkeci/ İSTANBUL 2001; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı.Sonsuzluğa Adanan Ömür (Şiirler),Kültür Ajans Yayınları, Konur Sokak 66/9 Bakanlıklar / ANKARA 2004; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci BaskıŞiir İncelemeleri, Alp Yayınları, AKARA 2005 (621 sayfa)Bir Yürek Yıkanır.(Şiirler); İndeks Kitabevi Ankara 2007Basılacak Olan Eserleri :Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler ve İncelemeler.Yakındasın A Sevgili (Şiirler)Vuslât Çağrışımları (Şiirler)
Hakkında Yazılanlar:1. Nesrin TÜRKARSLAN, “Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği” BİLGE, Yayın Tanıtım Tahlil Eleştiri Dergisi, ANKARA 1996, Güz 10, s.49,50.2. Yaşar KALAFAT, ““Harput’ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği” BİLGE, Yayın Tanıtım Tahlil Eleştiri Dergisi, ANKARA 1998, Kış15, s.66.3. Ömer KAZAZOĞLU, “ Rıfat ARAZ’ın Şiiri Üstüne, Umut İkliminde Türk Şiir Geleneği”, BİZİM KÜLLİYE, Kültür ve Sanat Dergisi,Yıl: 3, Sayı: 10, ELAZIĞ. s.66-68.4. Nazım PAYAM, “ Bir Düzine Bizim Külliye Olduk Kâzım Ağam”, BİZİM KÜLLİYE, Kültür ve Sanat Dergisi, Yıl:4,Sayı:12, ELAZIĞ. s.5.5. R.Mithat YILMAZ, “Çizgi,(Ece-2003’te Elazığlı Şairler)”,Günışığı,Yıl 6, S.1710, ELAZIĞ,2003, s.3.6. Şah İsmail ATEŞ, “Bir Portre” (Rıfat ARAZ), Haberci, Yıl 17,S.5119, MERSİN, 2004, s.6,7. Dr. İsa KAYACAN, Sonsuzluğa Adanan Ömür, Ankara Mektubu, Ankara Mektubu, 24 SAAT HABER, 22Temmuz 2004, Gazeteciler Cemiyetinin Yayın Organı, Sonsöz Gazetecilik Matbaacılık Reklamcılık Ltd.Şti. Çankaya / ANKARA.8. Dr. İsa KAYACAN, Sonsuzluğa Adanan Ömür, Burdur’da Bugünlük ,YENİ GÜN 28 Temmuz 2004, S.15252. BURDUR.9. Dr. İsa KAYACAN, Sonsuzluğa Adanan Ömür, Sırası Geldikçe BELDE, Günlük Siyasî Gazete; Yıl 34, S.11294. 25 Temmuz 2004, ANKARA.10. R.Mithat YILMAZ,“Çizgi”, “Sevdim Seni Sinop”, Günışığı, 22 Ekim 2004, Yıl:7, Sayı: 2228, Elazığ.
11. R.Mithat YILMAZ,“Çizgi”, “Rıfat Araz Şiirinde Sonsuzluk Teması”, Günışığı, 11 Şubat 2005, Yıl:8, Sayı: 2349, ELAZIĞ.12. Taner NAMLI, “Rıfat Araz’ın ‘Sonsuzluğa Adanan Ömür’ü”, BİZİM KÜLLİYE Üç Aylık Kültür Sanat Dergisi, Aralık-Ocak-Şubat, 2004-2005, ELAZIĞ, Sayı 22,s.70,71.13. R.Mithat YILMAZ, Rıfat Araz’ın “Sonsuzluğa Adanan Ömür” Adlı Şiir Kitabı ve Şiirinde “Sonsuzluk” Teması, Bilge, Yayın Tanıtım Tahlil Eleştiri Dergisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Sayı 43, Kış 2004 ANKARA, s.77-79.14. Bekir OĞUZBAŞARAN, “Sonsuzluğa Adanan Ömür Üzerine”, Berceste Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Yıl 4,Sayı:43,Ocak 2006 KAYSERİ, s. 24,25.15. Vedat Ali TOK, “Rıfat ARAZ’ın Bir Na’tı” Berceste Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi Temmuz 2008 Yıl:7 s.22-24.16. Senem GEZEROĞLU, “Rıfat Araz’ın Şiiri” Mürekkep ****Bulunduğu Antolojiler:1. Göktürk Mehmet UYTUN,Şiirimizde Bayrak, ANKARA 1999,s.78.2. Göktürk Mehmet UYTUN,Şiirimizde Öğretmen , ANKARA 1996,s.67.3. Bedrettin KELEŞTİMUR, Bayrak Şiirleri Güldestesi, Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı, ELESKAV,Yayın No: 11. ELAZIĞ, s. 40,41.
4. İ.Gürşen KAFKAS, Öğretmen Şiirleri Antolojisi, Özel Kavram Der.Yay. S.304.5. Hüseyin YURDABAK, Şiirle Yaşayanlar, Şiir Antolojisi, I-II. ANKARA 2002, s.15,16.6. Orkun İNAN, Şairler Yıllığı,Yenisoluk Gazetesi, BURSA, 2001,s,89,90.7. Ahmet OTMAN, Bizim Ece Şairler Antolojisi 2002, SALİHLİ 2002,s.186-188.8. Mustafa ÖZÇELİK, Şairin Duası Dua Şiirleri Antolojisi, Selis Un Kitapları, İST. 2002, s.171.9. Şükrü KACAR, Bu Toprağın Yaşayan Ozanları-III,Şiir Antolojisi, ELESKAV Yay. ELAZIĞ10. Şah İsmail ATEŞ, Mavi Kanatlı Duygular Şairler Antolojisi, MERSİN 2004. s.108-110.11. Hüseyin YURDABAK, Şiirle Yaşayanlar, Şiir Antolojisi III. ANKARA 2004, s.25,29.12. 2004 Yılı Atatürk Türkiye’si Şairler Antolojisi, Şair Ozan ve Yazarlar Kültür Derneği Genel Merkezi, Esatpaşa Mah. İnönü Cad. Pelin Sokak,No:5,Üsküdar İSTANBUL.13. Özlem Yağmurları Na’t Antolojisi, Berceste Yayınları, Kayseri.14. Mustafa ÖZÇELİK, Dünyanın Bütün Çiçekleri (Öğretmen Şiirleri Antolojisi) Odunpazarı Belediyesi Yayınları:13. Kasım 2006. s.210. Eskişehir.15. Dön Kendine, Ümraniye Belediyesi Kültür Yayınları:19, İstanbul.16. Hazar Şiir Yarışması Güldestesi.
395-450 yılları arasında yaşayan Attila için Almanlar Etzel der. Atilla'ya Tanrı'nın Kırbacı denir. Almanların Nibelungen Destanı'nda Attila “ Etzel” olarak geçer.
İtalyan yazar ve filozof Umberto Eco tarafından yazılmış roman. 1988 yılında yayımlanmıştır.

Tapınak şövalyeleri, Gül- Haç tarikatı, Haşhaşiler, masonlar, haçlılar, Dünya Savaşları, günümüz siyaseti, dinler, mistik dünya ve faşizm hatta komünizm ve bir çok şeyin hepsinin birbiriyle bağlantısını anlatan sınıflandırılamayacak bir romandır.
yüksek ya da geçilmesi güç bir engelin üstünden öte yanına geçmek.

yol alıp ilerlemek, geçmek.
görsel


Opera, sinema ve tiyatro sanatçısı (D. 18 Mart 1912, İstanbul - Ö. 22 Temmuz 1992, İstanbul). Gerçek adı İrma Felegyan’dır. Ermeni asıllı Türkiyeli bir aileden gelmektedir. Tiyatro sanatçısı Mehmet Karaca ile evlendikten sonra adını Toto olarak değiştirmiş ve Toto Karaca adını almıştır. Tiyatrocu sanatçısı Vartiter Felegyan’nın yeğeni, müzisyen Cem Kara’nın annesidir. Küçük yaşlarda bale dersleri aldı. Müzikli oyunlarda İrma Toto adını kullanarak rol aldı. Türk Tiyatro ve Sineması’nın önemli karakter oyuncuları arasında sayılmaktadır. 1930’lu yıllarda Ömer Aydın’ın operetine geçti. 1960 yılında eşi ve arkadaşlarıyla birlikte İstanbul Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı.

Yazar Tevfik Yener, Bakırköy’de yıllarca komşuluk yaptıkları Karaca’ları şöyle anlatıyor: “Bahçesinde nadide güller yetişmiş ev, İstanbul’un o güzel günlerinde yapılmıştı, iki şöhretli kişi tarafından. Onlar, tiyatronun efsane sanatçılarıydı. İrma Toto ve Mehmet Karaca. Dokuz yıl çılgınlar gibi sevmişlerdi birbirlerini. Sonunda nikâha karar verdiler. 1930 yılında başlayan o aşk, 1939’da belgelendi. İrma Toto sahnelerin bir numaralı kadın komedyeniydi. Eşi Mehmet Karaca, Şehir Tiyatrosu’nun yeri doldurulamaz oyuncularından birisiydi. Mutluydu İrma ve Mehmet Karaca; daha da mutlu olmak haklarıydı. Ve onların bir oğlu oldu, adını Cem koydular. Çocuk yaşta çıktığı sahneyi bırakmadı. Yaşı sağlığını rahatsız etmeğe başladığı zamanlar da bile. Oyunculuk yaşam tarzıydı. Tiyatrolar ölünce onlar da gömülmedi. ‘Şimdi ne var?’ dedi, televizyon mu? O zaman ben de dizilerde oynarım.’ Mehmet Beyi kaybedince sarsıldı Toto Hanım, ama belli etmedi. Bir gün bana şöyle dedi. Evlerinin balkonunda ‘akşamcı’ kurallarını yerine getirdiğimiz sırada; ‘Tevfikciğim, pek sokağa çıkmıyorum artık. İstersen Necdet’i sen işe al.’ Necdet onların şoförüydü. Cem’i küçüklüğünden beri okula, işe taşımıştı. Mehmet Bey ve Toto Hanımla yıllar boyu tiyatronun havasını solumuştu.”

Toto Karaca, birçok tiyatro oyunu ile operada sahneye çıktı. Ayrıca “Bizim Kız”, “Yasemin”, “Bağda Gül”, “Kadının Fendi”, “Gülünüz Gülünüz” gibi sinema filmlerinde de rol almıştı. İstanbul’da ölen İrma Toto Felegyan Karaca’nın cenaze töreni Kumkapı Patriklik Kilisesi’nde yapıldı. Şişli Ermeni Mezarlığı’nda annesi Mari Hranuş Felekyan ile teyzesi Vartiter Felekyan’ın yakınında toprağa verildi..
görsel



Siz onları değil; onlar sizi seçti
Bir film düşün.
İlk sahne sıradan bir olayla başlar.

Film ilerledikçe gelişmelere inanamazsın.

Dehşete kapılırsın.

Film biter. Etkisinden kurtulamazsın.

Korkarsın.

Bu kitabın yazım sürecinde ben bunları yaşadım.

İlk sahne:

Altı yıl önceydi.

Medyaya her cümlesi yalan olan bir haber sızdırıldı.

Peşine düştüm..

Bir Soner Yalçın Araştırması
farmakolojik olarak etkisiz bir ilaç formülasyonunun veya pozitif telkinin, olumlu bir etki ortaya çıkarma halidir. Latince kökenli bir kelime olup hoşnut etmek anlamına gelir.
Betasozluk Güvencesiyle Hangi Nakliyat Şirketlerini Güvenli Ekonomik Fiyatıyla Hızlı Ve Saglam Hizmet Yapan Nakliyat Şirketlerini Size Tavsiye Ediyoruz. Sizin İcin Nakliyat Şirketlerini Araştıyoruz Soruşturuyoruz. Hem Hesaplı Hemde Güvenli Nakliyat Şirketlerini. Bize Sorun. Trabzon Şehir İçi Nakliyat.Trabzon Evden Eve Taşıma Şirketleri. Trabzon Evden Eve Nakliyat Ücretleri Trabzon Evden Eve Nakliyat Fiyatları. Trabzon da Evden Eve Nakliyat Yapanlar .Trabzon Ev Nakliyat. Trabzon Ev Taşıma Ev Nakliyat. Ev Taşıma Sigortalı Nakliyat Asansörlü Nakliyat

Trabzon Evden Eve Nakliyat

Trabzon Evden Eve Taşımacılık

Evden Eve Nakliyat

Evden Eve Taşımacılık

Şehirler Arası Nakliyat

Trabzon Nakliyat

Trabzon Taşımacılık

Evden Eve Taşıma

Trabzon Evden Eve Nakliye

Evden Eve Nakliye

Trabzon Evden Eve Nakliyat Firmaları
MÖ 2. milenyumun sonlarında, Eski Yakın Doğu'da Sami dili konuşan medeniyetlerin varlıklarını sürdürdüğü tarihî bölgedir. Kenan terimi, Tanah'ın tamamında geçer ve Filistin olarak bilenen jeografik bölgeye denk gelir. Özellikle de İncil'in anlatımının ana ortamını sağlayan Güney Levant bölgelerine atıfta bulunur: Fenike, Filistiya ve İsrail.