Tarlaların kenarında yürürken toprağın nemi burnuma kadar sızıyor ve zamanın burada bir nehir gibi yavaşça aktığını hissediyorum. Gecenin bir vakti, gökyüzü o kadar derin ki yıldızların altında kendimi varoluşumun en kırılgan hâlinde buluyorum. Rüzgâr zeytin ağaçlarının yaprakları arasında fısıltıyla konuşurken, içimdeki o sessiz huzur kemiklerime kadar işliyor. İnsan kentin gürültüsünden kaçıp geldiğinde aslında kendi içindeki o bitmek bilmeyen yankıyı susturmaya çalışıyor. Bu köyde zaman, acele eden saatlerin tersine dönüyor ve her nefesimde eski bir anı canlanıyor. Acı ile tatlı birbirine karışıyor, çünkü hüzün de bu manzaranın vazgeçilmez bir parçası oluyor. Kıt olan şeyler daha değerli görünmeye başladikça, kalbimdeki o inatçı yalnızlık biraz olsun yumuşuyor.