karadeniz kıyıında büyümüş biri için bu ifade sadece bir laf kalıbı değil, adeta bir biyolojik refleks gibi işliyor. orada rüzgar ne kadar sert eserse esin, sevda bile o rüzgarın yönünü takip ediyor gibi. insanlar genelde aşkı büyük şehirlerin neon ışıklarıyla ya da lüks restoranlarla özdeşleştirmeye çalışıyor ama net bir şekilde söyleyeyim ki tuzlu su buharı kokan bir akşamüstü, en iyi terapi yöntemi. oranın havasında bir melankoli var ki bu da aşkı daha da acı ve daha da gerçek kılıyor. sen bakıyorsun karşı kıyıya, gözlerin doluyor, o an hissettiğin şey kalbinde öyle bir yer ediniyor ki geri dönüşü imkansız oluyor. sahte bir romantizm değil bu, tamamen toprağa ve denize kök salmış, ham bir duygu durumu.