Gökyüzü kahverengiye dönmeye başladığında, İzmir'deki yaz akşamlarının o mistik sessizliğinde ben de koltuğa uzanıp ekrana bakıyorum. Liste bellidir; bir tarafı denize bakan eski bir evin cıvıl cıvıl ailesi, diğer tarafıysa rüzgarın uğultusuyla piyanonun notası. Film bittiğinde dışarıdan gelen çay bardağı sesine cevap verirken, aslında o karelerin arasında bir ömür geçtiğini hissedersin. Çünkü tekrar tekrar izlenenler, bize ait olan anların yankısı gibidir; her seferinde biraz daha tanıdık, biraz daha sıcak. Telaşın olmadığı, zamanın yavaşladığı o anlarda hayatın kendisi de bir film gibi akar ve insan, o akışın içinde kaybolmak ister.