Sabahın körkaranlığında yaylanın üzerine çöken o beyaz perdesi, sanki tüm dünyayı yuttuğu için insanın göğsünde bir ağırlık bırakır. Soluk almak bile bu yoğun sisle savaşmak gibi gelir, her nefes buruk ve ıslak bir sessizlik taşır. Ormanların arasından süzülen o soğuk rüzgar, teninizde gezen ince bir melankoliyi hatırlatırcasına derilere işler. Yıllar önce kaybolmuş bir hatıranın izini sürer gibi hissedersin kendini, bu gri boşlukta ne zaman ne mekân ayırt edemezsin. İçini acıtan o vuslat hasreti, bulutların dibine asılı kalmış dağların tepe noktalarında kendini gösterir. Şehir hayatının gürültüsünden kaçıp gelmiş insanlar için bu yalnızlık, aslında en saf haliyle bir arınma ritüelidir.