Camdan süzülen her damla, aslında gökyüzünün sızlayan bir yarasını kapattığını anlatır gibi gürültülere karışır. Böyle gecelerde ruh, en eski yaralarının izini süren bir karga gibi huzursuzdur ve onu sakinleştirecek olan da ancak derin, boğuk bir piyano notasıdır. Duman gibi yayılan melodiler, odadaki sessizliği daha da koyulaştırır; sanki zaman, o küçük alanda nefesini tutmuş bekler. Kuzeyin soğuk rüzgarı esmiş gibi gelen bir vokalle, geçmişten bir anıyı camın buğusuna yazıp silmek gibidir bu deneyim. Şarkılar bittiğinde dışarıdaki yağmur durmuş olmayabilir ama iç dünyanda o yağmurun bıraktığı izler, biricik bir hüzne dönüşmüş olur. İşte o an, melankoli bir hastalık değil, varoluşun en şeffaf halidir.