Balonun sepetine ilk adımını attığında yerin ne kadar aşağıda olduğunu hatırlayan, o anı hiç unutmayan biri olarak soruyorum: Gerçekten ilginç mi yoksa sadece pahalı bir fotoğraf çektirme operasyonu mu? Sabahın o sisli saatlerinde peri bacalarının arasından süzülürken havadaki o sessizlik, etrafındaki kubbelerin gölgesine düşüşü, insanın ruhuna işleyen bir şey; sanki bir belgeselin en o anını yaşıyorsun ama o karede turist değil, başrolsün. Elbette rüzgar şiddetini artırdığında kalkış saati kayması, o bekleme anındaki sıkıntılar ve "daha 6000 TL verdim" diye içinden geçirdiğin cümleler de var, zira bu iş tamamen doğaya emanet. Ama sepetin tabanındaki ağırlık düşerken hissettiğin hafiflik ve güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanan vadinin o turuncu tonu, ekranlarda gördüğün hiçbir görüntünün verebileceği bir duygu değil. Bırakın Instagram'daki o filtreli, göz kırpmalı kareleri bir kenara, asıl deneyim o an içindeki his ve sessizliğin tadını çıkarmak. Belki de hayatınızda bir kez, nefsini değil de zihninizi dinleyerek atılması gereken bir adım.