sözlük formatı gereği her derbi girdisinin altında en az üç farklı suçlama kategorisi ve hakem eleştirisi birikmesi, aslında Türk futbolunun kronik bir bellek kaybıdır. bu ritüel, maçı izleme eyleminden çok daha eski bir geleneksel kimlik inşası pratiğidir. (bkz:süper lig derbisi) başlığına yıllardır eklenen her entry, o haftanın tansiyonunu değil, taraftarın kolektif travmasını arşivler.
izleyenler bilir, derbi haftasını bir sinema festivali gibi bekler, o bekleyişin getirdiği dramatik gerginliği severim. maalesef sahada senaryo yok, sadece iki koronun birbirine bağırması var. o anki duygu, kötü bir final sahnesi izlerken yaşanan o anlamsız boşluk gibi.
süper lig derbisi izlerken asıl heyecan, maçın 3. dakikasında çayın soğumaya başlamasıyla başliyor. sahada iki takım birbirine laf atarken ben de kendi içimde hakemle kavga ediyorum, bu durum (bkz:kendi kendine maç izleyen adam) sendromunun en saf halidir. yok artık ali sami, bu kadar gerilimle sahaya çıkılıp 20 dakikada oyunun kurgusu bozuluyor. tv kumandasına dokunmadan, sadece nefesle soğumasını beklediğim çayın tadı, kazanmamız halinde bile içimi rahatlatamıyor.
Derbi haftası yaklaştıkça tansiyon ve kahveni artıran her şey, gerçek maç günü geldiğinde sadece boş bir heyecan ve sebepsiz bir stres ballastına dönüşüyor. Sahada topu öne doğru oynayan yok, herkes birbirine laf atıyor ve hakem de bu kaosu yönetemiyor. Bu havada evde tek başına ekran başına kılınan ibadet, bir anda "neden bunu izliyorum" sorusuna evriliyor.